DOCUMENTARIST 2009 - İstanbul Belgesel Günleri
2008′de pek başarılı belgesellerle başlamış olan DOCUMENTARIST, bu yıl da aynı hızla devam edecek gibi görünüyor.
2008′de pek başarılı belgesellerle başlamış olan DOCUMENTARIST, bu yıl da aynı hızla devam edecek gibi görünüyor.
WALL-E :
yaratıcılıktan uzak.Holywood filmi olduğunu gözümüze sokmakta. Film Wirginia Wolf hatrına seyredilir, kesinlikle afişinden gaza gelerek değil. Ha zamanında posterine, buzdolabı magnetına kadar bişeylerine göz koyulmadı mı? evet… ama şu alaladelik, şu orjinal olmayan hal, ağlatabilir. Belki de sinemayı yapaylaştıran ilk şey dublaj ise ikincisi de kötü afiştir.
WRISTCUTTERS:
Bir çok insanın hobileri arasında yer alır film izlemek. Geçmiş günleri hatırlıyorum da insanlar yeni çıkan filmleri bu kadar hızlı takip edemezlerdi. Bizim semtin vcd dükkanı geliyor aklıma. Yeni çıkan filmleri görebilmek için 10 dakika yol yürüdükten sonra varabilirdim ancak.
Dükkana girdiğimde adeta büyülenirdim, yüzlerce film kutularına güzelce yerleştirilmiş bir şekilde bekliyor. Ücretini harçlıklarımdan ayırdığım param ile öder, yeni filmin keyfini çıkartırdım
Peki ya şimdi bedava film izler olduk. internetin bize sağladığı imkanlar gün geçtikçe artıyor. Online ve indirmeden yeni çıkan filmlerin fragmanlarını izleyebiliyor, başka insanların yorumları ile o film hakkındaki görüşlerimiz daha bir değer kazanıyor. Oysa eskiden sadece vcd dükkanındaki amcaya sorardım. “Amca bu film nasıl?” diye =)
Lafı daha fazla uzatmadan size bir adres vermek istiyorum, yeni çıkan ya da eski filmler hakkında yorumları görebileceğiniz bir site…
Link burada
Akşam 9.30 seanslarını hiç sevmem, iyice kalabalık olur, bütün günün bıraktığı yorgunluk başımı ağrıtır, gözlerim ağırır, kısacası sevmiyorum bu saatlerde festival karmaşasına girmeyi. bir ilk gösterim, erkan can ın olduğu bir film, hem de yönetmen 26 yaşında, işte o yüzden dün oradaydım… ve ne ilginçtir filme gitmemin belki de en önemli sebebi olan 26 yaşındaki yönetmen imgesinin altı bizzat yönetmen tarafından daha film başlamadan çizildi. biz hepimiz otuzun altındayız dedi gururla, izlemek istediğimiz, yapmak istediğim filmi çektim dedi akabinde. benden birkaç yaş büyük olsa da aynı dönemleri yaşayadığımız için yönetmenin iddiasını, acelesini garipsemedim, ama böyle bir cümle asla kuramam, orası da ayrı.
Film ilerliyor ama çaça durulmuyor. gerilimin en üst noktaya çıkması gereken yerde kapşonlu çaça yine başrolde kartonları tekmeliyor, kapıya asılıyor, anlatımı komediye çeviriyor-bu arada seyircinin bir kısmının çaça ya ısınsa da diğer bir kısmının ondan tiksindiğini belirtmeliyim, bütün salona yayılan kahkalar duymadım-. kısacası film bitiyor, adamları köpekler parçalıyor ama benim aklımda sadece çaça kalıyor ve birçoğu içinde durum aynı.
Reha Erdem bundan 20 sene önce çektiği A Ay filmini göstermek için sekiz sene bekleyip, sonra da Pera’da üstüne para verip birkaç gösterim yaptırabilirken, dün Emek Sinemasında, kendi deyişiyle evi olan sinemasında, festival seyircisinin genel eğiliminin aksine, onu izlemeye gelen insanlarla bütünüyle dolu olan gösterimini neye yormalı bilemiyorum. Ortada büyük bir değişimin olduğunu söylemek zor, filmin gişesine de baktığımız zaman İstanbul Film Festivali fenomeni seçeneğini öne çıkıyor.
Sonuç olarak görselliğe dayanan, fazlasıyla yapay bir film Hayat Var. Daha önceki filmlerinde gördüğümüz gibi senaryonun birçok eksiklikleri var, senaryo olaylar yerine figürler, daha doğrusu fotoğraflar üzerine kurulduğu, bir şeyler olsun, sonra Hayat oraya uzansın, orda denize baksın vs yi bağlamaya yaradığı için filmi benimseme imkanımız kalmıyor, gösterim sonrası benim karakterim melankolik miydi yav diye Reha Erdem’ soran sevgili Vali dudaklarda pis bir gülümse bırakıyor, salondan çıkıyordum.